ÖRNEK ŞAHSİYET "NECMEDDİN ERBAKAN"

PROF. DR. NECMEDDİN ERBAKAN (1926-2011)

HAZIRLAYAN: YARD. DOÇ. DR. ABDULKADİR MACİT

29 Ekim 1926 yılında Sinop’ta dünyaya gelir. Babası Adana’nın Kozan bölgesinde uzun zaman hüküm sürmüş bulunan, Selçuklu boyu olan Kozanoğullarından, ağır caza reisi Mehmet Sabri Erbakan; annesi de, Sinop’un tanınmış bir ailesine mensup olan Kamer Hanım’dır. Erbakan’ın ağabeyleri Nizamettin Bey, cilt ve deri hastalıkları profesörü; Selahattin Bey ise göz hastalıkları profesörüdür. Küçük kardeşleri Kemalettin Bey, diş doktoru; Atifet Hanım, eczacı; Akgün Erbakan ise, mühendislik eğitimi almış ama ticaretle iştigal etmiştir. Rahmetli ninesi Şeyh Şamil’in hem akrabası hem de kurmay başkanı Feyzi Bey’in kızıdır.

SABAH EZANI İLE BAŞLAYAN MANEVİ İNKİŞÂF

Erbakan’ın ilk manevi etkilenişi, daha 3 yaşındayken Kayseri’de kaldıkları evin karşısındaki tarihi Laleli Camii’nde okunan ezanlar ve kılınan cemaat namazlarıyla başlamıştır. Çocukluk dönemi bu camiinin avlusunda geçmiştir. Özellikle 1928’in sonlarında bu camide kılınan bir cenaze namazından oldukça etkilenmiştir. Çok küçük yaşlarda namaza ve oruca başlayan Erbakan, daha sonraları yine babası M. Sabri Beyin emekli olup yerleştiği İstanbul Fatih’teki İskenderpaşa Camii imamı M. Zahit Kotku hazretleri gibi devrin önemli ilim ve irfan ehlinden istifade edecek ve manevi olgunlaşma sürecinde bu büyük zâtların terbiyesinde yetiştirecektir.

“DERYA NECMETTİN”

Erbakan ilkokula Kayseri Cumhuriyet okulunda başlamış; babasının tayin olup Trabzon’a gitmesi üzerine ilkokul öğrenimini burada ve okul birincisi olarak tamamlamıştır. 1937 yılında ilkokulu bitirdikten sonra, İstanbul Erkek Lisesi’nde orta tahsiline bir ay gecikmeli başlamıştır. Okula geç başlamasına rağmen derslerde gerçekleşen müzakerelerden dolayı hocaları hemen ilk günlerden itibaren “sınıfın en çalışkanı” unvanını takmışlardır. Hatta ortaokulun 2. sınıfında diş tabibi olan tabiat bilgisi ve fizik hocası çok meşgul olduğu ve giremediği dersleri Erbakan’a hazırlattırıp anlattırırdı. Bilhassa matematik derslerinde, birçok problemleri kaldırıp çocuklara anlattıran 7. sınıftaki matematik hocası Erbakan’ın anlatımı sonrasında “Bak dikkat ediyor musunuz bir tek kelime fazla söylemiyor, bir tek kelime eksik söylemiyor. Ben anlatsam bunu böyle anlatamam” diye sınıfta Erbakan’a karşı takdir hisselerini ifade etmiştir.

Okuldaki çalışkanlığı nedeniyle arkadaşları tarafından kendisine “Derya Necmettin” denilmektedir. Lise birinci sınıfta “Sıfırcı Avni” olarak bilinen Fizik hocasından, ilk defa 10 alan öğrenci, Erbakan’dır. Bu olay neticesinde hocası “Ben hayatımda ilk defa bir iş yaptım, Necmettin’e 10 numara verdim. Hâlbuki bugüne kadar ben 10 numarayı hep kendime saklardım. Fakat sorduğum suallere vermiş olduğu cevapları gördüğüm zaman bu âdetimi bozmak mecburiyetinde kaldım” demiştir.

HAYATININ YARISI NAMAZ, YARISI PROJELERİ

Orta ve lisede bütün sınıfları iftiharla geçen Erbakan, İstanbul Erkek Lisesi’ni 1943 yılında birincilikle bitirecektir. O tarihlerde lise birincileri, üniversitelere imtihansız alınıyordu. Fakat Erbakan, bu imtiyazı kabul etmeyerek girdiği imtihanda 2 bin kişi arasından ilk 10’a girme başarısını gösterince, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin ikinci sınıfından yüksek öğrenimine başlar. İlkokula 6 yaşında, üniversiteye de ikinci sınıftan başlaması dolayısıyla, kendisinden iki yaş büyük olanlarla aynı sınıfta öğrenim görür. Bu arkadaşlarından biri de, ilerleyen yıllarda pek çok olayda muhatabı olacağı Süleyman Demirel’dir. Erbakan’ın birinci sınıfı okumadan ikinci sınıfa başlaması ve 2., 3. sınıflarla birlikte aldığı derslerde en yüksek notları alması ilkokul ve lisede olduğu gibi burada da dikkatleri üzerine çekmiştir.  Bundan dolayı Teknik Üniversite’de lakabı ‘kuş’tur. Kuş; orada çok çalışkanlara (koşarak değil, uçarak iş yapanlara) verilen isimdir. İTÜ yıllığında şöyle tanıtılmaktadır: “Necmettin Erbakan,  dindardır, çalışkandır. Hayatının yarısını namaz, yarısını da projeleri işgal eder. Sınıfının yarısını kendisi, yarısını da arkadaşları işgal eder. Proje ve raporları geniş izahlıdır. Herkesin bir sayfada bitirdiği konuyu, o kırk sayfada hülasa eder. Kendisine cıvata nedir diye sorarsanız, izaha demir filizlerinin naklinden başlar. O kadar uzun anlatır ki nihayet namaz vakti gelir, gider namazını kılar, gelir ve anlatmaya devam eder.”

Geleceğinde büyük işler yapacak insanların çocukluklarında da büyük işler yaptıkları gözlemlenmektedir. Bu duruma örnek olarak, Trabzon’da henüz ilkokul yıllarında iken bile, temsili devlet kurmak, buna uygun mesai saatleri ayarlamak, arkadaşları arasında, hak ölçüsü olduğu için değeri değişmeyen ve enflasyonla erimeyen “özel paralar” çıkarıp kullanmak gibi olağanüstü oyunlar sergileyen Erbakan; üniversite yıllarında da okuldaki talebelerin namaz kılmaları için mescid açılması konusunda büyük gayret göstermiş ve açılan mescitte hem ibadetlerini yapmışlar, hem de ilmi ve dini sohbetler başlatarak manevi bir halka oluşturmuştur.

ASİSTANLIK VE ÜNİVERSİTE HOCALIĞI

1 Temmuz 1948’de, İTÜ Makine Fakültesi’nden üstün başarı ile mezun olur olmaz -yani imtihanların hemen hemen bittiği gün- Makine Fakültesi Motorlar Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başlar. 1948 – 1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde, o zaman doktara tezi karşılığındaki yeterlilik tezini hazırlar.

Sınıflarda ders vermek sadece doçent ve profesörlerin yetkisinde olmasına rağmen, asistan olduğu halde ders anlatmasına ve hocalık yapmasına özel izin çıkartılır. Yeterlilik tezindeki yüksek başarısından dolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi’nde ilmi araştırmalar yapmak üzere Almanya’ya gönderilen Erbakan, Alman ordusu için teknolojik araştırma yapan DVL araştırma merkezinde Profesör Schimit ile birlikte çok başarılı çalışmalar gerçekleştirir.

Aachen Teknik Üniversitesi’nde çalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan Erbakan, Alman üniversitelerinde geçerli olan ve çok zor kazanılan “doktor” ünvanını alır.

Tezin önemli dergilerde yayınlanması üzerine, o tarihte Almanya’nın en büyük motor fabrikası olan DEUTZ firmasının genel müdürü Prof. Dr. Flats tarafından leopar tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere fabrikaya davet edilir. Bunun yanında Alman Ekonomi Bakanlığı, RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak amacıyla görevlendirdiği ekipte özellikle Erbakan’ın da yer almasını istemesi üzerine 15 gün süreyle RUHR sahasındaki bütün ağır sanayi fabrikalarını gezip, bunları inceleme fırsatını yakalar.

ALMANYA’NIN EN GENÇ DOKTORU, TÜRKİYE’NİN DOÇENTİ OLAN İLK TÜRK BİLİM ADAMI

2. Dünya Harbinden sonra, Alman üniversitelerinde en genç doktorasını yapan ilk Türk bilim adamı olan Erbakan, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul’a döner. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olma başarısını da gösteren Erbakan, araştırmalar yapmak üzere tekrar Almanya’nın DEUTZ fabrikalarına çağrılır. Burada 6 ay süreyle “motor araştırmaları başmühendisi” olarak, Alman ordusu için yapılan araştırmalara katılır.

1953’ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönen Erbakan, 1955 yılında askerlik görevini İstanbul’da makinelerin bakım ve tamiratları kısmında tamamlar.

BİZDE NİÇİN OLMASIN?

Bu görev esnasında, her yıl Türkiye’nin Amerika’dan istediği teçhizatların listesini hazırlar. Hazırladığı bu liste, Amerikan yardım heyetinin dikkatini çekmiş ve bir Amerikalı albay bu listeyi hazırlayan kişiyle görüşmek istediğini, okul komutanı Şeref Özdilek’e bildirmiştir. Paşa bu Albay’ı alıp Erbakan’ın yanına getirmiş ve Albay, “Siz bu güne kadar Amerika’dan yardım olarak, sadece “gizleme ağı, kürek sapı, kazma, vs.” gibi şeyler isterken, bu sene bakım bölüğündeki iş makinelerinin tamiri için gereken çeşitli parçaları üretmek üzere tezgâhlar istemişsiniz. Bunları ne yapacaksınız ve nasıl kullanacaksınız?” tarzında konuşunca, Erbakan Amerikan ordusunun kuruluş tüzüğünü açarak: “Bizim yaptığımız görevi yapan Amerika’daki birliklerde bu tezgâhlar var da, biz de niçin olmasın?” şeklinde karşılık verince, Albay söyleyecek bir şey bulamamış ve bu tezgâhlar Erbakan’ın girişimiyle Türkiye’ye getirilmiştir.

Askerlik görevinden sonra, tekrar üniversiteye dönen Erbakan, 1956 yılında Türkiye’de ilk yerli motoru imal edecek olan, 200 ortaklı ‘Gümüş Motor A.Ş.’yi kurup faaliyete geçirmiş ve Türkiye’nin ilk büyük sanayi hamlesini gerçekleştirmiştir.

“KEŞKE BU FABRİKAYI 1950’DE GÖRSEYDİM”

Almanya dönüşü Türkiye’nin kendi otomobilini üreten bir fabrikasının kurulması yolunda hemen hazırlıklara girişmiş ve bugün ‘Pancar Motor’ adı altında çalışan fabrikanın temelini 1956’da atmıştır. Gümüş Motor fabrikası 1960 tarihinde seri üretime başlamıştır. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, 1960 yılı başlarında fabrikayı gezerken: “Ben de çiftçiyim, bu motorları kendim kullandım. Bunun ne kadar büyük bir adım olduğunu çok iyi biliyorum. Türkiye de bunların yapılabileceğini görmek, beni son derece memnun etmiştir. Keşke ben bu fabrikayı 1960’da değil de 1950’de görseydim. O takdirde Sümerbank’ın birçok fabrikalarını özel sektöre satar, oradan aldığım para ile Türkiye de Ağır Sanayi fabrikalarını kurardım”diyerek duygularını dile getirmiş ve Erbakan’a tebrik ve takdirlerini iletmiştir. Ayrıca fabrikanın ihtiyacı olan 1.300.000 Dolar’lık dövizi de hiç bekletmeden, bir gün içinde tahsis ettirmiştir.

1960 yılında Ankara da yapılan sanayi kongresinde, Gümüş Motorun ürettiği makineleri ve parçaları tanıtan Erbakan, “Yeni hedefimiz, Türkiye’mizde artık yerli otomobillerin de yapılmasıdır” fikrini dile getirmiş, o zaman yönetimde olan askerlerce kabul gören bu fikir üzerine, Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde “Devrim otomobili” adıyla ilk yerli otomobili imal etmiştir.

1965 yılında profesör olan Erbakan, 1969’da Odalar Birliği genel başkanlığına seçilmiştir. O zamanki Demirel Hükümeti, her türlü kanuni hükümleri hiçe sayarak Erbakan’ı polis zoruyla görevinden uzaklaştırma yoluna gitmiştir. Bunun üzerine siyasete atılmaya karar vermiş ve milletvekili adayı olmak için Adalet Partisine müracaat etmiştir. Buradan veto edilen Erbakan, 1969 seçimlerinde Konya’dan bağımsız olarak adaylığını koyup seçilerek meclise girmiştir.

MSP’DEN SAADET PARTİSİ’NE SİYASİ HAYATI

1970 tarihinde, Milli Görüş’ün ilk partisi olarak kurulan Milli Nizam Partisi 1971 Nisan’ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla antidemokratik bir biçimde kapatılır. Daha sonra 1972 yılında kurulan Milli Selamet Partisi, S. Akif Emre’nin resmi riyasetinde, Erbakan’ın da tabii liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde meclise girip, grup kurar.

1974 yılında kurulan MSP – CHP Koalisyonunda, Başbakan yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlenen Erbakan, böylece Türkiye`nin maddi ve manevi kalkınması yolundaki ağır sanayi hamlesini de fiilen başlatmış olur. Ancak 12 Eylül ihtilalinin getirdiği antidemokratik uygulamalarla partisi kapatılan Erbakan 1987 yılına kadar siyaset yasağı cezası alarak politikadan resmen uzak kalır.

Eylül 1987’deki referandumla yeniden siyasi haklarını elde eden Erbakan, 1983 yılında kurulmuş olan Refah Partisi’nin kongresinde tekrar genel başkanlık makamına oturur. 1991 seçimlerinde milletvekili seçilir. Daha sonra belediyeler devrimini gerçekleştirir ve nihayet 1995 genel seçimlerinde büyük bir başarı kazanarak Refah’ı birinci parti konumuna yükseltir.

1995 genel seçimlerinde Konya’dan milletvekili seçilerek meclise girer ve Türkiye’nin başbakanı olur. Koalisyon hükümeti sırasında halkın desteğini alan devletin bütçesinde gelir-gider denkliğini hedefleyen Denk Bütçe ve Havuz Sistemi gibi birçok önemli başarının yanında uluslararası alanda gelişmekte olan 8 ülkenin işbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle altı ay gibi kısa bir sürede D-8’i (Development-8) meydana getirir.

1998 yılı Şubat ayında genel başkanı olduğu Refah Partisi’nin kapanmasıyla 5 yıl siyasi yasaklı hale gelen Erbakan 2003’te Saadet Partisi’nin genel başkanlığına seçilir. “Kayıp Trilyon” davasından dolayı 2004’te genel başkanlıktan ayrılsa da 2011 tarihinde tekrar genel başkan seçilir.

“NASIL YAŞARSANIZ ÖYLE ÖLÜRSÜNÜZ”

Yâdında mıdır doğduğun zamanlar, sen ağlarken gülerdi âlem.

Öyle bir ömür yaşadın ki öldüğün zaman herkes ağlarken sen gülüyordun.

Milli Görüş lideri Erbakan, kalp yetmezliği nedeniyle 27 Şubat 2011 günü öğle saatlerinde yaşamını yitirir. Devlet töreni yapılmamasını vasiyet eden Erbakan, 1 Mart Salı günü şiirde de gayet sarih ifade edildiği gibi milyonlarca seveninin katılımı ve gözyaşlarıyla Fatih Cami’nde öğle namazına müteakiben kılınan cenaze namazının ardından İstanbul Merkez Efendi’deki aile kabristanlığına defnedildi.

Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 7°